• İstanbul
  • +90 538 864 12 93
  • pruvahoron@gmail.com

Cavit Şentürk Kimdir ?

Cavit Şentürk Kimdir ?

Nüfusta 1945 doğumluydum.Daha sonra ortaokula kayıt olabilmek için 1943 olarak değiştirdik doğum tarihimi. Fakat 1942 Eylül ayında Trabzon Akçaabat Işıklar Köyü’nde doğdum. ( Hatta hocamız doğduğu ayı şöyle anlatıyor bizlere:  Hangi ay bilmiyorum… Galiba Kiraz ayı… Ben göçler mezereye ( Mezere: Karadeniz bölgesinde yayladan alçak, ovadan yüksek yerleşim yerlerine verilen isim ) inerken doğmuşum. Belki bir gün belki beş gün sonra mezereye göçüldü veya mezere çayırları biçiliyordu. Eylül’dü yani. Kesin Eylül, 1942… )

1961 Yılında üniversiteye gitmek üzere İstanbul’a geldim. Her fakülte sınavına tek tek giriliyordu. İlk kez test sınavıyla karşılaştım. Sorular basit gelmişti fakat yarısını yapana kadar sınav bitiverdi. Siyasal Bilgiler, Hukuk, Tıp ve Orman fakültelerinin sınavlarına girdim ve son girdiğim sınav olan Orman fakültesini yedek listeden kazandım.

O yıl içerisinde ( 1961 – 1962 ) Beyazıt’taki Trabzon talebe yurdunda kendi kendime horon oynarken, daha doğrusu horon taklidi yaparken, Hukuk Fakültesi öğrencisi Mustafa Altunbaş beni gördü. Bana, ‘’ Cavit benimle Federasyonda horon oynar mısın?’’ dedi. Kendisine yeterince horon bilmediğimi fakat öğrenmek istediğimi söyledim. Tonya’lı olması da beni ayrıca cezbetti. Çünkü Tonya horonlarını lisede oynayan arkadaşlardan seyretmiş ve o zamana kadar birçok öyküsünü dinlemiştim…

O zaman Türkiye Milli Talebe Federasyonu’nun da halk oyunları grubu vardı. Mustafa Ağabeyimiz orada çalışıyordu. Ancak yeterince eleman yoktu. Ben çalışmalara katıldım. Ve kısa zamanda usta bir öğretici olan ağabeyimizden oyunları öğrenmeye başladım… Öğrendiğim oyunları, Fatih Vakıflar Öğrenci Yurdunda, İTÜ Mimarlık Fakültesinde okuyan ve iyi bir horoncu olan amcam Sabri Şentürk’e de öğrettim.

Horon öğrenmeye ve de öğretmeye bu şekilde başladım.

Yıl sonunda bir gösteri oldu. Bana sen de oynayacaksın denilince çok şaşırmıştım. Çünkü ben, oyunları yalnız öğrenmek için oradaydım. Hiçbir zaman sahnede oynayabileceğimi düşünmüyordum. Horon oynanacak da seyredilecek diye bir şey bilmiyordum…

1963 Yılı yazında Fransa’nın Rouen kentinde yapılan uluslararası festivale ( UNEF ), üç oyuncu ( Arif Altınbaş, Mustafa ve ben, bir de rahmetli kemençeci Hakkı Pirgayip ) ile katıldık. İnanılmaz ve anlatılmaz bir ilgi gördük. Aldığımız alkış sesleri hala kulağımdadır. Halk ve çocuklar tarafından birer sanatçı olarak karşılandık ve imza kuyrukları oluşturdular.

O seyahatin bende en büyük anısı iki tarafı halkla hınca hınç doldurulmuş bir caddede ilk kez bıçak oynamamdır. Çok büyük ilgi görmüştü. Avrupa seyahati beni çok etkiledi. Kendi kendime dedim ki, ‘’ Ey Visera’lı Cavit! Sen Avrupalılar tarafından alkışlanıyorsun. Bu alkış sana değil temsil ettiğin insanlaradır!’’

Kültür Bakanlığı, 12 Ekim 2002 Cumartesi günü, Trabzon’da Trabzon kültürünü çeşitli yönleriyle ele alan geniş bir panel tertipledi. Panele, Tayfun Talipoğlu, Ali Rıza Uzuner, Orhan Durgun, Ali Kemal Bulut, İbrahim Can ve Cavit Şentürk katıldı.

Panelde Prof. Dr. Orhan Durgun, ‘’ Sayın Cavit Şentürk olmasaydı, ne bugünkü şekliyle Akçaabat Horonu olur, ne Karadeniz Halk Oyunları dünyaya açılır, ne de biz burada olurduk’’ derken geç kalmış bir hakikate tercüman oluyor, günün onur konuğunun kim olduğunu ifşa ediyordu.

Panelde Cavit Hoca, büyük bir talihsizlikle saat 17:25’de sonuncu sırada söz aldı ve ‘’ 17:30’da opera provası, 18:00’de gösteri var’’ denildi ona… Günün baş tacı olması gereken üstat beş dakikalık bir vakit kapanına kıstırıldı; üstelik halk kültürü panelinde, opera gecikir diye… Cavit Hoca, belki hayatında ilk defa kafesteki bir aslan gibi gerildi, gözlerinde yıldızlar kaynayan adam, dudakları titreyerek konuştu, konuştu, konuştu…

’’ Kırk yıllık bir birikim, beş dakikada nasıl anlatılır! Elimde şu kadar sayfa tebliğ, kafamda kum gibi hatıra var! Olur iş mi bu! Tanınmamak ne hazin! Ömrümde bir kere şahsımı reklam etmedim; ben Türk Halk Kültürünün, horonun divanesiyim’’ dedi ve çekiç gibi indi kadirbilmezliğin kemik kafasına… Yarım saat, inciler saçtı ruh denizinden; gül bahçesine döndü salon… Ve talihsizliği talihe çevirdi…

‘’ Saygılar sunuyor, panele emek verenlere, özellikle, buraya gelişime vesile olan Orhan Durgun Hoca’ya teşekkür ediyorum… Trabzon’da yapılan böyle bir etkinlikte bulunmalıydım. Unutulmamak, bana büyük şevk verdi! Böyle dar bir zamanda konuşmak zorunda kaldığım için, şaşırdım, kafam karıştı; keşke zaman bol olsaydı! Kırk senedir Trabzon Yöresi Halk Oyunları öğreticisiyim…Bu memleket için kimimiz öldü, kimimiz nutuk attı ya; ben hep ölenlerden oldum!’’

‘’ Türk Milli Talebe Federasyonu Halk Oyunları ekibiyle, 1963 yılında ilk defa yurt dışına çıktım. Fransa’nın Rouen kentinde, otuz ülkenin üniversite gruplarıyla temsil edildiği festivalde, yüzlerce insan kuyruğa girdi, imza istedi bizden… Orada dünyam değişti… Düşündüm: ‘’ Akçaabat’ın Işıklar köyündenim… Denizi ortaokula başladığımda gördüm… Böyle bir kişiyim… Böyle bir kişiden Avrupa’da imza istiyorlar! Bu işte bir hikmet var! Bu sırrı öğreneceğim!’’ Orada karar verdim, gece gündüz nefes payı dinlenmedim çalıştım, uğraştım ve öğrendim!’’

‘’ Kırk yıllık sırrımdı, İlk defa şimdi açıklıyorum; 1963’te yemin ettim, Allah’a söz verdim: Kendimi, hiçbir menfaat beklemeden, bu kültüre adıyorum! Halen sözümdeyim… Söylemeliyim ki: İşin daha uzağının, uzağının uzağında olmayan insanlar ahkam kesiyor bu memlekette, ama işin gerçek emektarları hiçbir zaman tanınmıyor…’’

Hayatının her anını hiçbir menfaat gözetmeksizin böylesine kültürüne adamış bir ustayı anlatmak, tanıtmak ve birkaç sayfaya sığdırmak tabi ki imkansız. Cavit Hoca’mızın bizlere hediye ettiği ‘’ Rüzgar Topuklu Adam CAVİT ŞENTÜRK – Biyografi- ‘’ kitabından birkaç alıntı yaparak horona ve halk kültürüne adanmış bir ömürden biraz olsun bahsetmeye çalıştık.

leave a comment